2013/11/13

MALUM GÜRUHA: BENİM BABAM BELLİ YA SİZİN?


       
Peygamber Efendimiz' e (s.a.v) de  soyu kesik dediler, Kerbela'da  Ehl-i Beytin tamamına yakınını şehid ettiler, daha sonraki dönemlerde de aynı canilik devam etti. Fakat Rabbimiz'in bir sözü vardı ''Senin soyun kıyamete kadar sürecek.'' Şüphesiz de öyle oluyor ve olacak. Hz. Hasan'ın (r.a) ve Hz. Hüseyin'in (r.a) soyundan hem Türkiye'de hem de dünyanın çeşitli yerlerinde birçok Ehl-i Beyt yaşamaktadır. Mesela Türkiye' de en çok bilinen, soyadı Erol olan Seyyidlerimiz ve Seyyidelerimiz var. Osmanlı Ehl-i Beytin şeçeresini arşivlemişti. Hepsinin, hangi ülkeden geldiği belliydi.

1435 yıl geçmesine rağmen Peygamberimizin (s.a.v) ve birçok sahabenin soyunun günümüze kadar ulaşması Rabbimiz (c.c)  için çok kolaydır. Hâl böyle iken bir Kurtuluş Savaşı veren Türklerin soyunun,  Atatürk olmasa biteceğini; anaları, babaları belli olmayan bir nesil olacağını iddia edip, pis salyalarını akıtarak, Müslümanlara saldırmaya çalışan bir güruhun, imanının ne derece de olduğu zaten bellidir. 
Aynı güruh bize yıllarca, bir taraflarından uydurduğu, gerçeği yansıtmayan, bin bir türlü iftiralarla İslama ve Müslümanlara duydukları kinlerini kustukları, eğitim sistemini ve Türkiye tarihini anlatan ders kitaplarını adeta dayattılar. 

Siz bizleri ne sandınız acaba çok merak ediyorum? Siz uyduracaksınız, biz de kanacağız öyle mi? Sizi zavallılar, her şeyi uydurabilirsiniz, her türlü yalanı söyleyebilirsiniz, her alanda yasak getirebilirsiniz ama bilmediğiniz bir kaç madde var :

1) Allah-u Azimûşşan (c.c) Hazretleri bu dünyayı başı boş bırakmamıştır, elbette siz istemeseniz de Nurunu, İslam'ı tamamlayacaktır. 

2)''Onun izni olmadan katında şefaat edecek kimdir? '' ayeti mucibince, yaprak bile Allah-u Teala'nın izni olmadan, yerinden kıpırdayamazken, bir Milletin soyu, tek bir insanın varlığına ya da yokluğuna bağlanamaz.

3) Her kapıya kilit vurabilirsiniz ama kalbin kapısına asla kilit işlemez. 

Siz zavallı güruh, bizim her türlü kutsalımıza saldırıp, hakaretlerinizi iğrenç bir şekilde kusarken, biz bir köşede her şeyi sineye mi çekeceğiz? Madem ki siz kainatın Yaratıcısına, O'nun emirlerine, elçilerine, dostlarına ve inananlarına iman etmiyor ve onları sevmiyorsunuz. Bizler de, ömrünü baş örtüsüyle savaşmakla geçiren fakat ömrünün son demlerinde Rabbimin takdir ettiği bir hastalık yüzünden başını kapatmak zorunda kalan Türkan Saylan'ınızın da dediği ''Peygamber mi istiyorsunuz Atatürk yeter, Kitap mı istiyorsunuz Nutuk yeter.'' sözlerindeki sizin kutsalınız olan şeyleri sevmiyoruz, iman etmiyoruz ve reddediyoruz ama asla hakaret etmiyoruz. Herkes istediğine inanmakta özgürdür. 

Tarihe şöyle bir bakıyorum da Türkiye Cumhuriyeti kurulalı beri bu Millet'in yüzü hiç gülmemiş. 

Şöyle ki :

1) Savaştan çıkmış bir millet hayata sıfırdan başladı. Çok mu kolaydı ?

2) Yapılan devrimlerle, bir milletin tüm gelenek-görenek, eğitim, inanç ve özgür düşünceleri yerle bir edildi. Alimler harf devrimi ile bir gecede cahil oldu. Dayatmalarınızla, tehditlerinizle bu millet devrimlerinize uymak zorunda kaldı. Çok mu istekliydiler?

3) Atalarınız, Dolma Bahçeler'de, ilkelerimiz, inkılaplarımız şöyle iyi böyle güzel derken, içki masalarında sizin tabirinizle kafa güzelleştirirken, laik balolarında kadınlarla valse, tangoya kalkarken, bu milletin Evliyaları ve âlimleri ya sürgünde ya da darağacındaydı. Halk ekmek parası derdinde sefil bir hayat sürüyordu.Yine bu milletin bin bir yalanla kandırılarak, İstiklâl Marşı'nın yazdırıldığı şair sürgünde, ailesi dağılmış durumda ve evladı Asım sokaklarda aç biilaç gezmekteydi. Çok mu rahattılar?

4) Büyük şefiniz şatafat içinde yaşarken, ülkenin nadide yerlerini satarken, İslâm'ı bu milletin beyninden silmeye çalışırken, bu millet ekmek karneleriyle, ekmek, yağ, tüp, şeker kuyruklarında ailelerinin karınlarını doyurabilmek için saatlerce bekliyordu. Kimisi alamadan dönüyor, kimisi oracıkta can veriyordu. Karınları çok mu toktu?

5) Büyük şefiniz Köy Enstütülerinde,eğitim yerine, mum söndülerle bir neslin ahlakını mahvederken, genç kızlar ellerinde diploma yerine, piçlerle ailelerine dönerken, Hasanoğlan (bu isim ile köydeki vatandaş kastedilmiştir.) Köy Enstütüsünde sloganı ile hem köydeki vatandaşı hem de mübarek Hasan ismini aşağılarken, bu halk, çocuklarını zorla veya rıza ile, okullara göndererek, evlatlarının iyi bir eğitimle, rahat yaşama kavuşmasını istiyordu. Çok mu iffetsizdiler?

6) Yine 1940'lı yıllarda medreselerden öğrencileri, bir gece vakti eşyaları ile sokaklara atan güruh sizin kutsallarınıza iman ediyor ve kazurası ağızından gelerek ölen bir millet vekili iyşü işret sofralarında kadeh tokuşturarak ''Bugün 40 bin yobazın yuvalarını tarumar ettim'' diyordu. O bunu söylerken sokaklarda, gözyaşları içinde, perişan vaziyetteki öğrenciler, ders olmayacak diye çok mu mutluydular?

7) Darbelerle yönetime el koyan, milletin vekil tayin ettiklerini ve hakkı savunan canları dar ağacında sallandıran, bu milletin evlerindeki Kuran-Kerim'i, din kitaplarını, özgürlük ve devrim kitaplarını toplatıp yakan ve sahiplerini hapislerde yıllarca işkenceye maruz bırakan, kimisini faili meçhul cinayetlere kurban eden, Mümin hanımların örtüsüne dil uzatıp, yasak koyan güruh da sizin kutsalınıza tapıyordu. Hem sağcılara, hem solculara eziyet ediyordu. Hayatları bir kitap, bir kelime, bir inanç, bir sakal, bir bıyık, bir parka, bir cübbe, bir çarşaf, bir örtü ve bir düşünce ile kararan bu insanlar çok mu hevesliydiler tutsaklığa?

Bunlar ve bunlar gibi daha nice soru geliyor aklımıza. Hepsi birbirinden acı, hepsi birbirinden utanç verici...
Siz bu sorulara ne cevap verirdiniz malum güruh?  Ah unutmuşum. Doğru ya bu yalan tarihi bize dayatan zaten siz ve sizin tohumlarınız değil mi? Uydurur tarihten, bir yalan söylersiniz. Ama benim yukarıda yazdıklarım tamamiyle gerçek ve arşivlerde belgeleri var. Doğru soruya doğru cevap verilmesi gerekir.Yani eşit değiliz.

Gelelim şu olmasaydın olmazdık lafına. Evet, Hz. Muhammed olmasaydı olmazdık. Alemler onun hürmetine yaratıldı. Evet Allah-u Teala ''Kün Fe Yekün'' demeseydi olmazdık. Yine '' Beli bükülmüş ihtiyarlarınız, bolluk içinde nimetlenen hayvanlarınız ve tövbe eden gençleriniz olmasaydı ALLAH'ın (c.c) gazabı yağmur gibi üzerinize inerdi'' Hadis-i Şerifince bu sebepler de olmasa olamazdık. Daha birçok sebep var böyle. 

Ama Atanız olmasaydı da olurduk. Niye biliyor musunuz? Çünkü bu millet Kurtuluş Savaşının bedelini, biriyle değil binleriyle ödedi. İlk okul müfredatında Hayat Bilgisi dersi vardır. Hala günümüzde aynı palavralar sürüyor ya neyse o da ayrı bir dert. O ders kitabında hep şöyle bir cümle geçer ''Atatürk ve silah arkadaşları.'' :D Bunlar zaten 5 kişilerdi. Savaşıp ülkeyi düşmanlardan kurtardılar. 3'ü orada öldü geriye bizim ata ile büyük şef kaldı. 

Ulan, çocukken de sorgulardım, hala sorguluyorum kim bu silah arkadaşları? O zaman binlerce şehid, aslında şehid değil miydi? Niçin oraya her milletten Müslüman halk savaştı gibi bir ifade yazılmadı? Bir de şunları merak ederim: Niçin Atatürk'ün nüfus cüzdanında isim olarak İbranice tapınılan anlamına gelen "Kâmal" yazıyor? Niçin bu adamın doğum yılı var da, ay ve gün yok? Bir de niçin her zaman babasının ve annesinin sadece bir tane klişeleşmiş resimlerini görüyoruz? Niçin hayatı klasikleşmiş, sanki ezberden yazılmış gibi bir paragrafla başlıyor: Atatürk 1881 de Selanikte... Annesi..... Babası... Okulu.... Aslında annesi şöyle istedi... babası yollamadı... Kardeşi Makbule... falan filan...

Öyle ya, sizin dalga geçtiğiniz, bizim 1435 yıl öncesi ve daha fazlası bilgiler elimizde var ama bu adamcağızın niyeyse bir 150 yıl öncesi bilgileri yok. Hey benim narkozlu halkım hey. Lise 2'de vatandaşlık dersimize giren bir hocam okuyan ve düşünen nesli darbelerle bitirdiler. Nesil düşünmez ve okumaz oldu derdi. Ne olduysa ondan sonra olmuş zaten. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın deyip, el ense yatmak zorunda kalmış ve sonunda da vurdum duymaz olmuş bu millet. :D 

Merak ediyorum acaba İstanbul'a kadar gelen düşman, niçin savunmasız bir şehri elini kolunu sallaya sallaya ele geçirmedi de öylece çekip gitti? Tarihçiler bu konuya ne diyor? Şunu da eklemek isterim bir ayyaşın ''baban kimdi bilmezdin şerefsiz''demesiyle bu ülkenin kadınlarına iffetsizlik hakareti yapılmıştır, benim gözümde. O ayyaş sokaklarda ney çalıp, zıkkım içerken, bu ülkenin kadınları namusunu korumak için silahını kuşanıp adeta bir erkek gibi sizin güruha karşı cihad ediyordu. 

Bana gelecek olursak. Ben kim miyim? Ben 18 yıl boyunca cephelerde cihad etmiş, en son olarak Çanakkale cephesinde şehit düşmüş, daha bebek olan oğlu, bu yüzden bin bir zorlukla yetim büyümüş bir dedenin torunuyum. Babamın babası belli. Babamın babasının, babası da belli, Çanakkale şehidi Avanoğlu Ramazan... Hani bakıyım, Atatürk yok. Demek ki neymiş soyu sopu belli olan çıkar yazarmış. Soyu sopu belli olmayan da köpek gibi havlarmış :D 

Tören bitti dağılabilirsiniz.

乇.乃

1 yorum:

  1. Bu harika yazıya yorum yazmak ne haddime o yüzden ben de çok sevdiğim bir yazarın çok sevdiğim bir kitabından alıntı yapıyorum, biraz uzun olacak o yüzden şimdiden kusura bakmayın...

    ''Sabahlar uyanmak içindir. Günaydın efendim. Rüzgarlı bir eylül sabahı... Uyanalım. Hoşlanmıyorum bu sözcükten: günaydın! Jakoben terminolojisi. Hah! Bayramlarda zorla tören alanına götürüldüğüm ilkokul günlerim geliyor aklıma.

    Günaydın arkadaşlar! Saaaaağol!

    O bayraklar, o bandolar, sırayı bozmadan uygun adım: padişahı yurttan kovduk, yaşasın cumhuuuriyet! Güneşin altında, aç susuz, ölürdük yorgunluktan, patlardık sıkıntıdan.

    Sonra büyüdük. Liseli olduk. Sorular sormaya başladık: İngilizi, Fransızı, Yunanı, İtalyanı yurttan kovduk, iyi hoş da; sonra ne oldu, düşmanların kanunlarını, kılık kıyafetini, alfabesini, kültürünü almaya başladık? Ne oldu da düşmanlarımıza benzemeye başladık? Çağdaşlaşacaktık! Uygarlaşacaktık! Ah evet! Fakat uygarlaşırken ufak bir yanlışlık oldu; kimliğimizi kaybettik: düşmanlara benzedik. Ulan madem onlara benzeyecektik, hazır gelmişlerdi işte, kaynaşır sevişirdik, niye kovduk ki adamları yurttan? Efendim?
    ....''

    ''Yahu sizin hiç aklınıza yatıyor mu: Biz düşmanları denize döktük, onlar da yüze yüze karşı kıyıya çıktılar, 'Oh be, ne güzel denize girmiş olduk!' deyip evlerine gittiler. Valla benim hiç aklıma yatmıyor. Yurttan kovduğumuzu söylediğimiz düşmanlar, modern ve soyut işgal yöntemleri geliştirmiş olmasınlar sakın?''

    Ömer Faruk Dönmez - Hamza

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Tasarım:Sawako Kuronuma