İnsanın, ölene kadar değişebilecek yapıda yaratıldığının belki de en güzel kanıtı ‘o yaşa’ gelmektir.
Her ne kadar eskiler bu konusa katı tutumda olasalar da ve modern çağın insanına ise daima olduğun gibi kal, hayır sen değil etrafın sorunlu, seni seven böyle kabul eder zaten gibi cümlelerle değişim karşıtlığı empoze edilse de değişim kaçınılmazdır. Değişime direneyim derken, kronik depresyonun kollarına düşüveriyor pastorize dünya insanı.
Yaratılışın gereği bu. Karşı çıkmak beyhude... Yaş aldıkça değişiyoruz. Hem fiziken hem de ruhen…
Dadaloğlu’nu; Muharrem Ertaş ustanın Kalktı Göç Eyledi Avşar Elleri bozlağındaki haykırışıyla birlikte anlıyorsan,
Selvi Boylum Al Yazmalım’da Asya’nın seçimini doğru buluyorsan, köklerin, kimliğin daha bir kıymetli geliyorsa, Bilge Kağan, her yıl hayatında biraz daha hüküm sürüyorsa Back To Black şarkısı artık anlamını kazandıysa benim açımdan ‘o yaşa’ gelmişsindir.
Ben de ‘o yaşa’ geldiğime karar verdim. Hazır ‘o yaşa’adım atmışken bozlağın şu versiyonunu da dinlemenizi tavsiye ederim.
Not: İnstagram ve Tik Tok’ta eleştiri videoları yayınlıyorum. İzlemek isterseniz oraya da beklerim.
İnstagram:
Tik Tok:
pekiii :) yani olgunlaştım demek istiyorsun :)
YanıtlaSilKısaca olgunlaşmışım 😅😅😅
SilSizin yazınızı okumak bana bazı şeyleri anımsattı. Bir kaç cümle yazdım ben de.
YanıtlaSil:)
https://renklerleyolculuk.blogspot.com/2026/01/slogan.html
O yaşa gelmek beni korkuttu ama maalesef o yaşa geldim 😂
YanıtlaSilMerhabalar.
YanıtlaSilBahsettiğiniz "o yaş" yaşamın çizgisinde sadece bir nokta değildir. "o yaş" tıpkı başlangıcı ve sonu olan bir doğrunun üzerindeki bitiş noktasına kadar işaretleyeceğiniz aralıklı birçok noktadan ibarettir.
Ben daha önce acıklı bir film seyrederken hiç ağlamazken, şimdi geldiğim yetmişli yaşlarımda aynı filmi izlerken gözyaşlarıma hakim olamıyorum. Geçmişimdeki bir olayı bir başkasına anlatırken duygularıma hakim olamıyor ve gözlerimden akan yaşlardan dolayı konuşmakta zorlanıyorum. Göğsümün iman tahtasından kalkan bir sızı köprücük kemiklerimin boğazıma dayanan noktasında öyle büyüyor ve öyle acı veriyor ki tarif etmem çok zor. Fiziken de ağırlaşıyoruz. Oturduğumuz yerden kalkarken, doğrulurken, yürürken, kısacası her hareketimizde zorlanıyoruz. Gözlerimiz iyi görmüyor, kulaklarımız iyi işitmiyor, ağzımızda diş kalmıyor. Derilerimiz kırışıyor ve sarkıyor.
Yaş aldıkça hem fiziken, hem de ruhen değiştiğimiz bir gerçek. Bu hem de inkar edilemez bir gerçek. Sizin de dediğiniz gibi "o yaşa" gelmeyen bilmez, ancak "o yaşa" gelen bilir.
Eğer o yaşın noktasını, bitimli hayat çizgisine yerleştirmek gerekirse, bu 65'li yıllardan başlayarak, kademe kademe bitiş noktasına kadar çoğalarak devam eder. Bunu da ancak yaşayanlar bilir.
Selam ve saygılarımla.