Sizlere, uzun süredir severek takip ettiğim sosyal medya hesaplarını paylaşacağım bir seri hazırladım.
Öncelikle You Tube kanallarından birini tanıtmak istiyorum bu yazımda.
Sesli kitap sever misiniz? Daha doğrusu dinler misiniz?
Kanal Adı:Akın Altan
Seslendirme sanatçısı Akın Altan'ın roman, şiir, deneme vb. edebi eserleri seslendirdiği kanalı. Akın Altan deyince belki hatırlamazsınız ama radyolarda insanın içine işleyen tonu ile Kuran-ı Kerim meali okuyan sesin sahibi.
2015 yılından beri de You Tube kanalında eser seslendiriyor. Daha önceden Mehmet Atay seslendirmelerini dinlerdim ama yeterli gelmemeye başlayınca Akın Altan'ın kanalını keşfettim.
Ben üye olduğumda 700 kişi kadardık. Şimdi ise 45 bine yakın abonesi oldu kanalının. Günden güne sesli kitap severlerin arttığını görmek harika.
Fakat bazen öğrenciler sırf kitap özeti için dinleyip, daha kısası yok mu diye yorum yapıyorlar fena sinir oluyorum. Bir de kanalda kısa bir zaman öncesine kadar reklam yoktu. Reklam alınmasına da aşırı sinirlenenler olmuş. Diğer seslendirme sanatçılarının seslendirdikleri eserlere birkaçı haricinde belli bir miktar para ödeyerek ulaşıyorsunuz. Ama yıllardır bu kanalda harika eserleri para vermeden dinledik.
Çoktan reklam almayı hak etmiş bir kanaldı. Şikayet etmenin mantığını anlayamıyorum.
Kitap okumayı seviyor fakat vakit bulamıyorsanız, her yere kitap taşıyamam diyorsanız, kitap okuyamam ama sesli olursa dinlerim diyorsanız bu kanal tam size göre.
Ayrıca bizim çocukluğumuz bant tiyatroları ile geçti. Hayal gücümüzün yüksek olmasını kesinlikle buna bağlıyorum. Yeni nesli sesli kitaplarla, bant tiyatroları ile tanıştırmak hayal dünyalarında bambaşka ufuklar açacaktır.
NOT: Bu yazı reklam değildir. Çokça faydalı bulduğum bir kanalı muhabbet arasında dostuma tavsiye eder gibi sizlere tavsiye etmek istedim.
乇.乃
saçmalaşmış fosiller etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
saçmalaşmış fosiller etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4/16/2019
9/01/2018
STEFAN ZWEIG-BİLİNMEYEN BİR KADININ MEKTUBU (Yorum)
Yaşama tutunmak zorunda kalırsam, bu mektubu paramparça edeceğim ve her zaman yaptığım gibi sessizliğimi, bilinmezliğimi korumaya devam edeceğim.
Ancak bu mektup şu an elindeyse, bil ki artık ölmüş olan bir kadının, hayatını en başından son anlarına kadar sana adamış olan bir kadının hayat hikâyesini dinliyorsun.
Ancak bu mektup şu an elindeyse, bil ki artık ölmüş olan bir kadının, hayatını en başından son anlarına kadar sana adamış olan bir kadının hayat hikâyesini dinliyorsun.
Sözlerim seni korkutmasın sakın.
Bu ölü kadın artık hiçbir şey istemiyor; ne sevgi ne acınma ne de bir teselli...
Sadece tek bir şey istiyorum senden; şu an sana sığınan acımın bana söylettiği her şeye inanmanı.Hepsine inan, senden tek isteğim bu.
Hem hiç kimse biricik çocuğunu ölüme teslim etmişken yalan söylemez.
''Stefan Zweig Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (Brief einer Unbekannten) adlı uzun öyküsünü 1920'li yılların ilk yarısında kaleme aldı. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'nun kadın kahramanını sadece uzun bir mektubun yazarı olarak tanıyoruz. Kadının hayatı boyunca sevmiş olduğu erkek için kaleme aldığı bu mektubun "gönderen"inin adı yoktur.'' demiş İş Bankası Yayınları.
Bende Panama Yayınevi'ne ait baskısı mevcut. Bu yüzden arka kapak yazısını ekledim.
Panama Yayınevi, Zweig'ın kapak tasarımlarında basite kaçmış gibi görünse de hikayeler bitince tema bütünlüğü oluşturduğu anlaşılıyor.
Yorumuma gelince;
Stefan Zweig...
Okuyorsunuz, anlatmaya gerek yok. 👆
Bir kadının en masum, en temiz hisleri, hayal kırıklıkları, saplantıları, arzuları, tutkuları hatta aşkı bu kadar mı güzel anlatılır? Anlatılıyormuş işte. Hem de bir erkek tarafından...
Stefan Zweig gibi adamlar bu dünyayı kaldıramaz ki kaldıramadı da.
Zweig sen nasıl bir kralsın? 👏
Zweig sen nasıl bir kralsın? 👏
Mektup daha ilk cümlesi ile sizi öyküye esir edecek.
''Sana, beni hiç tanımamış olan sana...''
乇.乃
4/12/2018
BLOGGER DERNEĞİ LOGOSU
Blogger Derneği, bloggerların haklarını korumak için açtığımız bir grup. Aslında gerçek bir dernek olsun istemiştim ama maalesef olmadı. Yine de ileriye dönük, hedef olarak bir köşede kalsın. Bakalım zaman ne gösterir.
Grubumuza, bir logo ve banner çalışması yapması için üyelerden yardım istemiştim. Bir grup üyemiz logoyu yapmaya gönüllü olmuştu.
Blogger derneğine şöyle bir logo tasarladı.
Tasarımın düzeltilecek, değiştirilecek yerlerine beraber karar verdik. Bu aşamada gecenin bir vaktinde, aramızda geçen konuşmayı sizinle de paylaşmak istiyorum. Arkadaşımız o kadar işinin arasında gece gece logo için uğraşırken bir de benim uykusuz, saçmalaşmış fosil halimi çekmişti.
Aslında her şey gayet aklı başında başlamıştı.
Bildiğimiz kalp tabi, organ olan :D
Beynimin ardına bakmadan koştuğu dakikalar :D
Her ne kadar soğuk yer gözümü açsa da aslında ayılamamıştım :D
İyi ki kimse görmedi dedim :D
Sonraki günler tekrar tekrar okuyup, kendime gülmek için saklamıştım. Google ile haklarımız hususunda mücadelemiz devam edecek. Desteğe devam...
NOT: Görsellerin boyutunu kendi okuyabileceğim şekilde büyüttüğüm için böyle farklılık oluştu.
ACAYİP ÖNEMLİ NOT: DERNEK LOGOSUNDA DEĞİŞİKLİĞE GİTMEYE KARAR VERDİM. YARDIMCI OLABİLECEKLER VARSA BİZE ULAŞABİLİRLER.
12/14/2017
HİLE DİZİSİ
Efenim çok başka bir dizi ile tanıştırayım sizi.
Aile mesleği bilgisayar olunca ( o nasıl bir tabirse :p ) bu tarz yapımlar ister istemez beni izle diyor.
Aile mesleği bilgisayar olunca ( o nasıl bir tabirse :p ) bu tarz yapımlar ister istemez beni izle diyor.
Dizi Adı: Hile
İlk Bölüm Süresi: 22'23"
Yapım Yılı: 2017
Yayın Kanalı: You Tube/Filmler ve Filimler
Sezon Sayısı:3
Yayınlanmış Bölüm Sayısı:1
Babası öldürülünce, annesi ile Türkiye'ye yerleşen Felix Weber, bir anti vüris şirketinin yazılım departmanında çalışmaktadır. Ek iş olarak, oyun şirketlerinin yolladığı oyunlardaki yazılım açıklarını bulmaktadır. Bir arkadaşıyla beraber yaşamaktadır. Hayatı iş ve ev arasında son derece monoton geçerken, kapısına bırakılan bir paketle hiç beklemediği maceralara doğru sürüklenecektir.
Aforizmik Kalıntı Yorumu:
Filmler ve Filimler takipçisi olarak diziyi teee ne zamandır bekliyorum. Ama beklentimi asgari düzeyde tuttum ki hayal kırıklığına uğramayayım. İlk bölüm fragmanı beklediğimin birkaç kat üstünde güzeldi.
Birinci bölümde kahramanımız Felix'i tanımaya çalıştık. Merak edilip izlensin diye her şeyi ilk bölümde vermemişler. Çok iyi olmuş. Merakla bekleyen kaliteli ve kemik bir kitlesi olur böylelikle.
Birinci bölümde kahramanımız Felix'i tanımaya çalıştık. Merak edilip izlensin diye her şeyi ilk bölümde vermemişler. Çok iyi olmuş. Merakla bekleyen kaliteli ve kemik bir kitlesi olur böylelikle.
Spoilerli Yorum!!!
Toplaşın, dizinin önce magazinsel yönüne bakalım. Dedikodu time :D
Bill Gates'in oyununa çöreklendiği babasının ölümüyle, bizim elemanın kapıya bırakılan oyunu gönderenler arasında bağ var bence. Öyle değilse bile macerasında katillere ulaşacak gibime geliyor.
Annesinin evlenmesine bozulmadığını söylese de surat ifadesi ve ne b.ktan bir hayat bakışları çok yalnızım lan diyor.
Ev arkadaşı gay desek değil, demesek... Neyse, nedenini Felix ile mutfakta dertleşirkenki sahnelerde anlayacaksınız. Arkadaşına itici diyenler olmuş ama bence eğlenceli birisi. Hatta dizinin komik yanlarını tek başına sırtlanır gibi. Görecez artık.
Yalan yok, diyaloglu sahnelerde bir yerlerden Perihan Savaş çıkıp gerçek kesitvari anlatıma devam edecek sandım o derece Flash Tv m si ses çıkıyordu diyaloglardan. Karun kadar bütçe olsaydı elbette BBC dizisi tadında çekmesini onlar da bilirdi diyor ve takılmıyoruz.
Ayrıca Felix kuzum niçin suratında nursuz seri katil havası var? Acilen aşık olmalısın.
Bismillah, daha ilk bölümde aşk meşk ayaklarına girmediğiniz için sizi tebrik ediyorum.
Bismillah, daha ilk bölümde aşk meşk ayaklarına girmediğiniz için sizi tebrik ediyorum.
Rastalar on numero olmuş.
Felix'in göbeğini bilgisayar başında oturma ve yediği toz, lapa neyse artık ona bağlıyor ve karakteri daha iyi anlatabilmek için gerekli olduğuna inanıyorum.
Dizi gidişatı açısından biraz GTA yı andırmıyor değil hani. Kim bilir, belki Tommy Vercetti gibi bir karakter doğar. :D
Özellikle bu yönüyle bizim kuşağın hayli ilgisini çekecek diye umuyorum.
Dizi gidişatı açısından biraz GTA yı andırmıyor değil hani. Kim bilir, belki Tommy Vercetti gibi bir karakter doğar. :D
Özellikle bu yönüyle bizim kuşağın hayli ilgisini çekecek diye umuyorum.
Fox reyizin göbeğinin gözümüze gözümüze çarptığı bu yapım bizim için dizidir. :D
NOT: İkinci bölümü 22 Aralıkta yayınlanacakmış. Öyle diyorlar, bilemem.
NOT: İkinci bölümü 22 Aralıkta yayınlanacakmış. Öyle diyorlar, bilemem.
NOT: Bol aksiyonlu, gerçek ile sanal arasında geçeceğe benzeyen dizinin başrolüne, izleyenlerin hem fikir olduğu bir hususta uyarıda bulunmak isterim. Sevgili Felix yani Fox aslında Taha Ulukaya ( Ne diyeceğimizi şaşırdık ) Rihanna'nın filan kapıldığı güzellik algısını yık akımına filan aldırma sen. Yok öyle bir dünya. 2. sezona daha fit başla. O göbeği ne sen büyüt ne de biz görmüş olalım. 40 yaş üstü, Facebookta takılan, yatay çizgili tişörtlü, doblolu enişte izletme bize.
Son NOT: Sezon sonunda yazı yeniden düzenlenecektir. ( Dikkat!! Editlenecektir demedim :) )
乇.乃
Son NOT: Sezon sonunda yazı yeniden düzenlenecektir. ( Dikkat!! Editlenecektir demedim :) )
乇.乃
9/25/2016
YÖK BAŞKANI KRİPTO FETÖCÜ MÜ?
Bu yazı herhangi bir kişi veya kurumu suçlamak amacıyla yazılmamış olup, aklımızdaki soru işaretlerine, şüphelerimize hep beraber cevap aramak için yazılmıştır.
1 Eylül 2016 tarihinde çıkan kanun hükmünde kararname ile 15 bin ÖYP'li akademisyenin hayat akışı bir gecede değişmiş oldu.
Peki nedir bu ÖYP?
Kısaca; Anadolu'daki üniversitelerin ihtiyaç duyduğu öğretim üyelerini yetiştirmek adına, yine Anadolu'nun başarılı evlatlarını değerlendirerek, lisans ortalaması, ALES ve yabancı dil sınavlarının ortalamaları alınarak elde edilen bir puan karşılığı, YÖK tarafından merkezi yerleştirme ile atama yapılan bir akademik kadrodur. Açılımı ise "Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı"dır. Birilerinin dediği gibi ''Öğrenci Yetiştirme Programı'' değildir..!
ÖYP kapsamındaki bir akademisyen, bulunduğu program gereği, şayet kendi üniversitesinde o programın master ve doktora eğitimi yoksa, o programın master ve doktora eğitimi olan başka bir üniversiteye geçici görevlendirme ile gönderilir ve bunun için de geri dönüp orada kaldığı yıl kadar kendi üniversitesinde çalışması için kendisine yüklü miktarda senetler imzalatılır.
ÖYP'liler işe alınırken, daimi kadro olan 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu'nun 33a kadrosu ile işe alınmıştır. Yani kadrolar garantidir ve bu kadrolar merkezidir. Üniversiteler ve rektörler, bu kadrolara müdahale edemez. Ama 1 Eylül 2016 tarihinde yayınlanan 674 sayılı KHK'nın 49. maddesi ile 15 bin ÖYP'li akademisyenin 33a olan kadrosu, burslu öğrenci statüsü olan ve doktora bitince sona eren 50d kadrosuna dönüştürülmüştür.
Yine ÖYP, mülakat esasına dayanmadığı için, torpilin minimum düzeyde ve hatta imkansız olduğu bir merkezi alım sistemidir. Ama yukarıda adı geçen KHK ile, FETÖ mücadelesi adı altında, YÖK tarafından KHK fırsatçılığı yapılarak, FETÖ ile alakası olmayan 15 bin genç akademisyenin her türlü yasal hakları ellerinden alınmıştır.
Eski YÖK başkanı ve ÖYP sisteminin kurucusu Prof. Yusuf Ziya Özcan'ın konu ile ilgili attığı twitler
ÖYP'yi bilmeyenler için ise şöyle anlatayım. Anadolu'da ''Oku, memur ol. Sırtını devlete daya'' derler. İşte hakkıyla memur olmuş binlerce genci bir gecede hainlikle itham ederek, memuriyetlerine devam edip etmemelerini üniversitelerin vicdanına bıraktılar. Ki devlet böyle dediği halde, YÖK bu gençlerin işe geri alınmamalarını istiyor. Bir kasa sağlam elmanın içinde 3 ya da 5 tane çürük elma var diye, kasanın tamamını çöpe atamazsınız.
İşte YÖK tam da bunu yapıyor. Eğer varsa birkaç tane hain akademisyen için 15 bin akademisyenin tamamını işsiz bırakıyor ve hainlikle suçluyor.
Bu durum ÖYP'lileri sadece iş yönünden mi etkiledi sanıyorsunuz. 1 Eylül'den itibaren, ÖYP'li akademisyenlerin hayatları tamamen değişti. ÖYP'li olarak varını yoğunu satıp yurt dışında eğitim almaya giden akademisyenler, madden ve manen zarara uğradılar. Düğün, nişan yapacak akademisyenler belki de ayrılmak zorunda kaldılar. Kız istemeye giden akademisyenler ret cevabı aldılar. Ve KHK'dan kısa bir süre sonra bir ÖYP'li eşi, üzüntüden 3 aylık bebeğini düşürdü. 15 bin akademisyenin tamamını, ellerinde kanıt olmadan Fetö'cü düşüncesiyle KHK ile cezalandırmak, ne insanlığa ne de adalete sığar.
Biz yıllardır FETÖ severlerin karşısında durduk. Hocalarına itikadı bozuk, sakın dinlemeyin kitaplarını okumayın dedik diye bizimle selamı sabahı kesen insanlar, o yıllarda FETÖ yalakalığı sebebiyle amirlerinden terfi aldılar. Vallahi, bir kez bile şu adama laf etmeyeyim de herkes bizimle iyi olsun, yüksek yerlere gelelim diye asla düşünmedim. 10 yıl önce FETÖ hakkında ne diyorsam bugün de aynı şeyleri söylüyorum.
''La ilahe illallah demeniz yeterlidir. Muhammedun Resulullah demeseniz de olur'' diyen bir insan, bu itikadi yanlışından dönmediği sürece zelil olur.
ÖYP'lilerin tamamını böyle bir hainliğin içinde görmek, aklı selim insanların kabul edebileceği bir şey değildir. Nitekim ÖYP hususunda FETÖ ilişkisini ilk gündeme getiren kişilerden birisi de Akp'li vekil Metin Külünk'tür. Metin Külünk beyefendi her ne kadar ÖYP'nin genelini konu alan bir twit attı ise de ÖYP'nin ne olduğunu, kimlerin ÖYP'li olduğunu, nasıl bir mağduriyet yaşadıklarını öğrenince desteklerini esirgemediler. Attığı twitin altına yapılan yorumlarda, insanların köhne zihniyetini rahatça görebilirsiniz.

Hemen belirtmek istiyorum ki ÖYP kapsamında YÖK'ün verdiği ödeneklerin hiçbirisi ÖYP'li akademisyenlerin şahsi hesaplarına yollanmadı. Ödenekler üniversitelerin hesabına yatırıldı ve ÖYP'li gençlere cüzi bir miktarı kongre harcamalarının karşılığında veya iş yerinde kullanılacak malzemelerin alınması karşılığında faturalandırılarak, her şey belgelendirilerek verildi. Doktorasını bitiren ÖYP'liler, bu malzemeleri üniversitelerine geri iade etmek zorundadır. Yani hiçbir şey ÖYP'linin cebine kalmıyor. Lafı açılmışken söyleyim. Eskiden tanıdığım biri ilk ÖYP'lilerden ve bu programa girmesi için istenen taban puanların hep üstünde puanlar alarak yerleşti. O dönem ÖYP'li olabilmek için ALES'ten en az 90 puan alınması gerekiyordu. ÖYP'li olan bir insanın, zeka seviyesi normal insanlara göre daha yüksek olacak ki istenen puanları alabilsin. İnsanlar geride bir ailelerini bırakarak ÖYP eğitimi alacakları şehirlere geçici olarak yerleşip aylarca öğrenci gibi yaşadılar. 15 bin insana torpille ÖYP'li oldular derken iki kez düşünülmeli. Madem torpil vardı, o halde bu sıkıntıyı çekenlerin hepsi geri zekalı olmalıydı.
Bir ÖYP'li eşi anlatıyor: ''Eşim ve arkadaşları bir akşam yemeğe gidiyorlar ve arka masada bulunan üniversitelerindeki bölüm başkanlarının, Prof.ların konuşmalarında şu cümleye ister istemez kulak misafiri oluyorlar ''ÖYP'lilerin parasını nasıl paylaşıyoruz?' Yani ödeneklerin aralarında nasıl pay edileceğini konuşuyor Selçuk Üniversitesi yetkilileri. Konya'ya eşimi ziyarete gittiğim bir gün, ödeneklerin yatırıldığı haftalardan biriydi. Bir kağıt imzalatması gerekiyordu ve imzalayan hocaya ödeneklerin geldiğini bildiği halde ''Hocam, ödeneklerimiz ne zaman yatıyor?'' diye sordu. Hoca da azarlar bir ifade ile öyle bir paradan haberlerinin olmadığını ve gelmediğini söyledi.''
Mademki ÖYP'liler ödenekleri yiyordu da o zaman niye akademisyenlere zam istenirken sadece ÖYP'liler koşuşturdu? Bu durumda çok rahat geçinmeleri gerekmez miydi? Zamma ne gerek vardı? ÖYP kapsamı dışındaki akademisyenlerin çoğu, zammı alamayacağımızı söylediler, dalga geçtiler, köstek oldular; ama o zammı aldık mı? Aldık..! Sadece ÖYP'liler değil, tüm akademisyenler aldı. Hatta zam isterken bir twit dahi atmadığını düşündüğüm Yekta Saraç da akademisyen olduğu için bu zammı aldı. Zammı isterken koşuşturan ÖYP'lilerin kurduğu ÖGESEN, zammı alan destek veren vermeyen tüm akademisyenler. Zammı alırken gecesini gündüzüne katan ÖGESEN, zam gelince de, almanızı sağladık diye gerine gerine gezen diğer SEN.ler... #öyp50d olmasın derken yanımızda olan yine ÖGESEN.
#öyp50d olmasın diye ortalığı ayağa kaldıran, hainlerle işimiz olmaz diyen, millet vekilinden bakanına herkese derdini anlatan ve destek gören ÖYP'liler, ne yazık ki bu süreçte sadece ve sadece Yekta Saraç'a derdini anlatamadı. Bizlere destek olması yerine köstek olmaya çalışan sayın Saraç'ın az da olsa İslam fıkhından anladığını düşünmüştüm; fakat yanılmışım. Çünkü İslam fıkhında bir insanı bir suçla itham edecekseniz, sağlam delillerinizin ve şahitlerinizin olması gerekir. 15 bin insanı hainlerle bir tutarken, tek tek delil buldular mı, şahitleri var mı; çok merak ediyorum doğrusu.
Madem ki diğer akademisyenler tarafından her zaman göze batan ÖYP'liler, FETÖ temizliğine kurban verildi ve bu aziz milletin içine Anadolu'nun ÖYP'li çocuklarına karşı hainlik şüphesi düşürüldü.
Ben de size içimize düşen bir şüpheden bahsedeyim. ÖYP'lilerin 50d kadrosuna geçirilmesinden sonra Yekta Saraç hakkında araştırma yaparken ilginç bir şeye rastladım. Risale Yayınevi tarafından basılıp, FETÖ'nün yayın organı olan Zaman gazetesi tarafından dağıtılan Prof. Vehbe Zuhayli'nin İslam Fıkhı Ansiklopedisi'nin içeriğinde Yekta Saraç'ın isminin bulunması bir tesadüf müydü? Daha Yrd. Doç. iken FETÖ'nün yayın organlarından kitap çıkaran sayın Saraç'ın bugün YÖK başkanı olması da bir başka tesadüf olabilir mi? Yine kitabın içerisinde ismi geçen Risale Yayınevi sahibi ve Yekta Saraç'ın ağabeyi olan M. Fatih Saraç'ın, Fetö elebaşına ''Bir emriniz olursa bekliyorum'' diyen Ciner grubu ile çalışması da kesinlikle tesadüftür değil mi?
Şöyle bir araştırdım da FETÖ yayın organı Zaman gazetesinin dağıttığı hiçbir ÖYP'li kitabı yok ama nedense tüm ÖYP'lileri FETÖ'cü olmakla itham eden YÖK başkanının da isminin olduğu, FETÖ yayın organı Zaman gazetesinin dağıttığı, ansiklopedi var. Çok ironik değil mi?
İşte o ansiklopedi ve iç kısımları.
Oğlu, 15 sene önce Fetöcülerin dershanesine gitti diye görevden alınan akademisyen var. O halde neden Fetöcü yayın organıyla çalışan bir YÖK başkanı akıllara kurt düşürmüyor?Bizlere bildiğimiz FETÖ'cüleri ihbar etmemizi söyleyen Cumhurbaşkanımızdı. Bu millet her zaman için devletinin yanındadır. Devlet ve hükümet içine sızmış Fetö ve benzeri oluşumları ne zaman temizleyeceksiniz?
乇.乃
5/29/2016
Hiç Unutuldunuz Mu?
Annemle muhabbet ederken çok eski günleri yâd ettik. 7 yaşında geçirdiğim trafik kazasının ayrıntılarını anlattım anneme. Kaza geçirdiğimde annem yanımda yoktu çünkü. Oradan babamın iflas edişine geçtik. Niçin bu iflastan sadece bizim etkilendiğimizi sordum anneme. Diğer ortakların o dönem, iflas etmiş birine göre çok rahat yaşaması, annemlerin borç içinde kalıp, babamın hamallık dahi yapması her zaman garip gelir bana. Ben yeni doğmuşum o dönem.
Olayları bilmemem bu yüzden. Anneme o günleri konuşunca ben çok üzülüyorum anne dedim o da üzüldüğünü söyleyince konuyu kapattım. Aklıma beni çok üzen olaylar geldi.
Annem birkaç sene önce epileptik bir unutkanlık hastalığına yakalanmıştı. Hastalığı yendiğini söyleyemem ama çok şükür ilaçlar vesilesi ile artık unutmuyor. Ancak geçmişte yaşadığı birçok anı hafızasında yok. Bizler anlattıkça ya hatırlıyor, ya da bak onu unutmuşum diyerek yeniden anılarını öğreniyor. Bakmayın burada böyle kolay yazdığıma. O kadar zor ki anlatamam. Düşünsenize bir gün oluyor ve anneniz size ''Sen kimsin?'' diyor. Geçmişten konuşurken bir anda her şey siliniyor ve anneniz kelimeleri söylemekte zorlanıyor. Ve öyle bir hal oluyor ki vücut gereksinimlerini bile karşılayamıyor. Altına kaçırıyor. Ağabeyinizi dayınız sanıyor. Yeni doğan bir bebek gibi her şeyi sıfırdan öğrenmesine yardım ediyorsunuz.
Annem o dönem evden yalnız çıkamazmış. Ortanca ağabeyim olmasa o dönemleri nasıl atlatırdı bilmiyorum. Allah ağabeyime iki cihan serveti versin. Hastalığının en zor dönemlerinde annemin yanında olamadım. O zamanlar telefon hattım kontörlüydü. 2 yada 3 aya bir kontörüm olurdu.
Zaten GSM şirketi dakika başı bir kontör kestiği için bir ayda biterdi. Annemi çok fazla arayamazdım. Genellikle o beni arardı. O, hastalığının şiddetli zamanları arayamazdı ve benim de kontörüm olmazdı. Şimdi düşünüyorum da ne kadar acı bir durum ya. Çok üzüldüğüm günlerdi. Annenizin böyle bir hastalığı var ve istediğiniz an sesini duyamıyorsunuz. Anne bugün nasılsın diyemiyorsunuz.
Sonraları annem iki ameliyat oldu yanında olamadım. Ama annem her zor anımda, her ihtiyaç duyduğumda yanımda oluyor. Taşınırken yanımdaydı. Miniğimin vücuduna mikrop girmişti ve bir hafta çok ateşi olmuştu. Annem kuzenimin cenazesi için gittiği Bursa'da 1 hafta kalıp bize gelmişti. Zaten geceleri uyumuyordum bir de miniğin hastalığı eklenince gündüzleri de pek dinlendiğim söylenemezdi. Annemin gelmesi ilaç gibi gelmişti bana. Zaten hiçbir zaman, uyuyan bir bebek olmamıştı. Annem geçen seneye kadar ne zaman gelse gece 3, 4 gibi uyuyan miniğimin başında bitap düşmüş halimle yanımda otururdu.
Bazen ben uyurdum o torununu uyutur öyle uyurdu. Bir kere bile annesi uyutur nasılsa dediğini duymadım. Sınavlarıma rahat gidebileyim diye çoğu sınavımda önceden gelirdi. Okulu bitirmek için söz vermiştim. Annemin desteğini her zaman yanımda hissettim.
Hangi birini sayayım ki? Mart ayında çok kötü bir şekilde düştüm. Şuradaki yazımda anlatmıştım. Kaburgam çatladı, menüsküsümde ezilme var, kolum çok ağrıyor, el bileğimde yamukluk var ve ağrılarımın hiçbirisi tam geçmiş değil.
Kaburgamda ki çatlak sanki bir milim bile iyi olmadı gibi. Konuşurken bile sızlıyor. Annem Mart ayının ortasında bana yardımcı olmak için geldi. Arada kısa süreli de olsa memlekete gidip gelmeleri oldu. Bu aya kadar çoğunlukla bizdeydi. Allah razı olsun, geldiğinden beri daha iyiyim.
Doğu düzgün iş yaptırtmadı bana. Tabi annem en fazla 10 gün kalmaya niyetli idi ama ben dişini bahane edip burada doktora gidelim dedim. Doktor da dişlerinin yapımının bir ay süreceğini söyleyince arada memlekete gitmek kaydıyla bir ay kalmaya ikna ettim.
Tabi evdeki hesap çarşıya uymadı ve dişlerinin yapımı gizli kalmış bir kök yüzünden tam 3 hafta daha uzadı ve iki aydır annem bizimle. Elbette çevredeki anlam veremediğim insanlar bu kadar uzun kalınır mı diye laf etmişler.
İki aydır halimi sormayan, sen kaç kere doktora gittin, MR'a girdin, ki bu sürecin bir defası bile 3 hafta sürüyor, küçük bir çocukla nasıl yapacaksın demeyen insanlar laf etmiş hem de.
Ben hasta olduğumda pek belli etmemeye çalışırım. Çocukken de böyleydim. Ağır hasta olsam, hastayım desem naz yapıyormuşum gibi anlaşılması sanırım bu yüzden.
Ama Allah biliyor ki kaburgam çatladığından beri hiçbir şekilde rahatım kalmadı. Uzun bir süre oturarak uydum mesela. Hala sağa, sola doğru yatamıyorum. Ağrılarım hala çok fazla. Ama yatak döşek yatıp ağır hasta durumuna girmediğim için herkese Aforizmik sağlam görünüyor herhalde.
Kaç aydır arkadaş sen ne haldesin deyip dert dinlemeyen insanların pişkince benden hal hatır sormamı beklemesi kadar kötü bir şey yok.
Annem benim her zor günümde yanımda olan samimi, çıkarsız insan. Keşke herkes annem kadar olabilse. Herkes ederi kadar değer görür. Zor zamanımda bir nasılsın bile demeyen kişilerin pişkinliği de hiç umurumda bile değil. Annem bu hafta gidiyor. Ve ben bu iki aydır insanların lafına kafayı takmaktan iyileşmiş değilim. Hakkımı helal etmiyorum arkamdan konuşan insanlara. Naz yaptığımı da düşünen varsa Allah hepsine böyle naz yapılacak rahatsızlık versin.
Eğer ki her kararınıza saygıyla yaklaşan, destek veren ve sizi olduğunuz gibi kabul eden, ayrı bir birey olarak sürdürdüğünüz yaşamınızda, her zor zamanınızda ve ihtiyaç duyduğunuzda yanınızda olan anneniz, babanız ve kardeşleriniz varsa, hâlâ hayatta iken kıymetlerini bilin.
乇.乃
1/16/2016
Veyl
Ne kadar da kolay kalp kırıyorsunuz.
İnsanoğlu, ben haklıyım sen haksızsın tartışmasına girdiği günden beri kalpler ziftleşti.
Kaybetmekten korkma duygusu yok oldu.
Kaybetmekten korkma duygusu yok oldu.
İyilik yapana ne zamandan beri kötülükle karşılık veriliyor hiç düşündünüz mü?
Ne zaman, iyiliğiniz için uğraşan insanlara kalplerinden, akıllarından çıkamayacak acı sözler söylemeye başladınız?
Hem de sırf siyasi ve hayat görüşünüze, standartlarınıza, statünüze uygun değil diye...
Neyi yaptınız da kendinizi üstün görür oldunuz?
Hangi zenginlik, hangi makam, hangi ibadet size bunu hissettirdi?
Dürüstçe yaşamak varken, ne için düğümlere üfürmekle uğraştınız?
Neyi, kimi, neden küçümsediniz?
Hangi gün insanların kaşelerine, etiketlerine bakmaya başladınız?
Nasıl böyle defolandınız? Kimse sizi defolu mal diye geri vermeye uğraşmadı mı?
Neyi inkar ettiniz? Nasıl beni böyle kabul edeceksiniz diyebildiniz?
Hiç mi öğüt almadınız? Niçin değişemediniz?
Egolarınız nasıl böyle Kafdağı'na ulaşabildi?
Ne zamandır özür dilemek, affetmek aciz insanlara yakıştırıldı?
Niçin sevgiden yoksunsunuz? Niçin kimseyi, hatta hiçbir canlıyı koşulsuzca sevemiyorsunuz?
Ve kalbiniz temiz öyle mi? Fesatlık, fitnelik taşımıyorsunuz öyle mi?
Veyller olsun sizlere...
12/11/2015
HANGİ ANİME KARAKTERİYİM?
Sevgili Meri Chen ''Hangi Çizgi Film Karakteriyim?'' MİM'i yapıp bize de paslamıştı.
Blogumun yeni tasarımını beklediğim için uzun bir süre yazı yazmadım. Epey özlemişim buraları. :D
Gelelim MİM konumuza. Ben, 'Hangi anime karakteriyim?' başlığı altında yazmak istedim.
Aslında bir otaku değilim ama anime film izlemeyi seviyorum.
Anime dizi izlemem için, en başta evrensel ahlâka aykırı olmaması ve gerçek anime sanatçılarının elinden çıkmış olması gerekiyor. İzlediğim anime dizi sayısı bu yüzden çok az.
Ben de filmler üzerinden bu MİM'i değerlendirdim.
Aklıma ilk gelen karakter Whisper Of The Heart filmindeki Shizuku Tsukishima oldu.
Aşırı derecede kitap okuması ve kitap sayfalarında gizlenmiş mevzuları araştırması, hiç görmediği bir çocuğa ilgi duyması yönünden benzediğimi söyleyebilirim.
Shizuku Tsukishima
Aslında animelerin çoğunda, kendimizden bir şeyler bulduğumuz için onları çok sevdiğimizi düşünüyorum. Bu yüzden tam olarak şu karakterim diyemem ama birkaç tanesiyle benzer yönlerim var.
Biraz, Tepedeki Ev'in fedakâr Umi'siyimdir mesela, sonra okulun haksızlığa göz yumamayan, edebiyat delisi, basın ve yayıncı esas oğlan Shun Kazama'ya ve yine okulun edebiyat kulübü başkanı Shirô Mizunuma'ya, lise yıllarımda okulun edebiyat başkanı olmam hasebi ile acayip benziyorum.
Umi
Shun Kazama
Shirô Mizunuma
Ve Üçü
Evden çok genç yaşta ayrılıp, hayata atılan Kiki's Delivery Service'nin Kiki'sine benziyorum.
Kiki
Bu liste böyle uzayıp gider. Sadece, benzer yönlerimin çok olduğu karakterleri eklemek istedim.
Son olarak nostalji olsun, şunu da söyleyeyim. Bir zamanlar hepimiz biraz Heidi, biraz da Şeker Kız Candy idik.
Heidi
Candy
NOT 1:Sizin kendinizi özdeşleştirdiğiniz anime veya çizgi film karakteri hangisi?
NOT2:Heidi'nin klasik görüntüsünü paylaşmak istemedim. Zira çıplak ayaklı Heidi'nin gerçek hikayesini okuduktan sonra, Heidi'yi çıplak ayaklı paylaşmaya gönlüm razı olmadı.
乇.乃
4/20/2015
7 MADDEDE ANKARA'YI SEVEBİLMEK
Kendi yaşadıklarım ve fikirlerim bu posta direkt müdahil olmuştur.
Madde 1) Ankara hakkında duyduklarınıza inanmayın.
Eğer ki Ankara'ya soğuk bir kış gününde, AŞTİ üzerinden geldiyseniz ve bu ilk gelişiniz ise
Ankara ayazı ve Emek'in soğuk yüzü karşılar sizi.
Madde 2) Ön yargılı olmayın. Onun üstünlüğünü kabul edin.
AŞTİ'den sonra şehri keşfedeyim deyip, yanlışlıkla ilk durak yeri olarak Balgat'ı tercih ederseniz buram buram bürokrasi çarpar suratınıza.
Yüksek binaların soğuk karışımlı ezikleyici duruşu aslında size ''Emin misin? Burası Angara La Bebe. Soğuk var yersen, Balgat var seversen.'' diyerek vazgeçme olasılığınızı zorluyordur.
İster istemez ''Fiziğin gibi ruhunda soğuk be Ankara.'' dersiniz.
Tabii şehre en az Ninja Turtels kadar Fransız'sanız ve yanınızda bir Splinter Ustanız yoksa...
Bakmayın böyle güler yüzlü göründüğüne. Siz onu bir de kışın görün.
MADDE 3) Oturduğunuz muhite göre değişse de 4 mevsimin her mevsim yaşanabileceğini unutmayın.
Ankara'da geçirdiğiniz ilk yıl evvela oturduğunuz ilçe veya semti tanımaya çalışırsınız. Yükseltisi fazla olan bir yer ise ve siz soğuk bir zamanda bu şehre yerleştiyseniz, dışarı çıkarken iki kere düşünmelisiniz. Tipi her an ensenizdedir.
Madde 4) Daha önce yaşadığınız şehirle asla kıyaslamayın.
Daha önce yaşadığınız şehir veya şehirlerin yollarında, fiyakalı arabalarda son ses yabancı müzik dinleyerek hava atan insanlar olabilir. Daha kötüsü bu durumu normal karşılayabilirsiniz. Ama burası, adına en çok şarkı yazılmış şehir Ankara.
Ankara'lıya göre, yollarında bir Şahin'in son ses Ankara Havası ile geçerken verdiği coolluğu Ferrari bile veremez.
Madde 5) Müsait vakitlerinizi Ankara ile tanışmaya ayırın.
Kızılay'ı başlangıç noktası seçip gezin...
Madde 6) Belediyecilik = Melih Gökçek denklemini çözmeye uğraşmayın.
Bu maddeye yazabileceğim fazla bir şey yok. Yorumsuz :D
İbralih Melihçek :)
Madde 7) Havana, ruhuna, buz gibi insanına rağmen seni seviyorum Ankara demeyi öğrenin.
Onu sevmeyi öğrenmeden onunla yaşayamazsınız.
2/11/2015
İKİ GÜZEL İNSAN, İKİ GÜZEL MEKTUP
Geçen ay iki güzel insandan iki güzel mektup aldım. Büşra'nın mektubunu evde kış temizliği yaparken aldım.
Akşama kadar temizlik yaptığım için aç gezmiştim. Tam ne yesem diye düşünürken kapı çaldı ve Büşra'cığımın paketi geldi. Gönderdiği pakette sadece mektuplar değil, bir güzel kitap ve iki paket ramen vardı.
Acıkmış olan karnımı doyururken yolladığı mektubu okudum.
Şirin mi şirin, rengarenk, mektup zarflarını yere serip uzunca bir süre seyrettim.
Çok sevinmiştim bu güzel ve samimi hediyeye.
Mektup zarfından tutun da kitabın ilk sayfasına kadar, göz nuru dökülerek hazırlanmış, çok tatlı süslemeler vardı Büşra'nın hediyesinde.
Emeklerini, Rabbim sevaba çevirsin, canım kardeşim.
Büşra'nın yolladığı paketten :
El emeği bir mektup ve zarfı :D
Esra'nın mektubu, mektup yollandıktan, neredeyse on gün sonra elime ulaştı.
Mektubu alınca ne kadar değerli bir hediye aldığımı farkettim.
O kadar samimi ve saf duygularla yazılmış bir öykü vardı ki hemen Esra'ya mesaj atıp devamını nerede bulabileceğimi sordum.
Ama bu öykünün ona ait olduğunu öğrenince, Esra'nın öykü yazma yeteneğinin ne kadar büyüyebileceğini hayal ettim. Daha farklı şeyler de düşündüm.
Mesela, animesi olsa, süper hit alır dedim. Manga yapsak, heyecanla okunur dedim.
Tabi bunları kendi kendime dedim :D
Kartın dış yüzünde, el emeği-göz nuru bir bebek vardı.
İlk başta anlam verememiştim; niçin böyle bir şey yaptığına ama kartın içini okuyunca, öykünün bir parçası olduğunu anladım.
Herkese nasip olmaz; arkadaşının yazdığı öyküyü hediye olarak almak.
Rabbim, hediyeni sevaba çevirsin, canım arkadaşım.
Esra'nın mektubundaki öyküyü yayınlamak istemiyorum.
Zira; hem çok değerli hem de daha bitirilmemiş bir öyküydü.
Zira; hem çok değerli hem de daha bitirilmemiş bir öyküydü.
Esra, bu kartın yapım aşamasında bize resmini yollamıştı.
Aramızda epey dalga geçmiştik, balonlu kızcağızın yüzüyle... :D
乇.乃
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






































.jpg)
.jpg)




